Kim istemez ki o yorucu düğün dernek işlerinden sonra şöyle tam pansiyon, beş yıldızlı bir otele kapağı atıp balayı çifti için hazırlanan o güzel sürprizlerin tadına bakmayı…
Evet, tahmin ettiğiniz üzere biz istemedik, “Nereye gitsek, ne yapsak, nasıl yapsak?” diye düşünürken, tası tarağı topladığımız gibi attık kendimizi yollara, Karadeniz’e giden yollara… İstanbul’dan yola çıktığımızda bir gezi haritamız bile yoktu. Nereye gideceğimizi biliyorduk ama nerelerden geçmemiz gerektiği konusunda henüz hiçbir şey planlamamıştık. İşte o anda Mustafa Can yetişti imdadımıza ve kendisinin engin gezi tecrübeleri ışığında gönül rahatlığıyla başladı gezimiz… Öyle beş yıldız otel falan değildi aradığımız çadırımızın kenarından gökteki yıldızları izleyebilirsek, bizden iyisi olmayacaktı…
“Hey Gidi Karadeniz!” dedik ve düştük yollara… Fuat Saka’yı, Kazım Koyuncu’yu, Volkan Konak’ı da almayı unutmadık yanımıza…
Fıkra Tadında Olaylar!
Karadeniz’e gidiyorsa yolunuz, fıkra tadında olaylar yaşamanız da an meselesi. Amasra’ya doğru giderken geçtiğimiz bir köyde eşeğinin sırtında yola koyulmuş yaşlı amcayı fotoğraflamak için kendisinden izin isteyince amcanın verdiği tepki bizi kahkahalara boğdu; “Böyle sadece eşekle olmadı, koyunlar vardı onlar da olaydı daha güzel olurdu.”
Kara Elmas…
Zonguldak’a yaklaştığımızı çok uzaklarda görünen kara dumandan ve kömür ocaklarından anlıyoruz… Nadir bu sırada babasının DSP anılarını anlatıyor ve Ecevit’i konuşuyoruz…
İlk Durağımız Çeşm-i Cihan, Amasra…
“Toprak kokan şehir,
Deniz kokan şehir,
Sevda kokan şehir…
Büyüsüyle bekler seni,
Caddeler ıslak gözyaşlarıyla.
Hava ile bütün,
Su ile bütün,
Güneşle bütün şehir…”
Amasra son bir kaç yıldır özellikle Barış Akarsu’nun şarkılarından sonra gitmek, görmek istediğim yerlerin başında geliyordu. Kahverengi Amasra tabelasını görmemizin üzerinden çok geçmeden nihayet vardık Amasra’ya. En mavi ve en yeşil haliyle karşıladı bizi Amasra… Amasra’yı kuş bakışı seyredebileceğimiz en güzel yer olan Bakacak’dabir kaç kare fotoğraf çektikten sonra, yöresel ürünlerin satışının yapıldığı tezgahlardan dağ çileği reçeli, incir reçeli ve kara dut pekmezini de alıp şifa niyetine, başladık şehri turlamaya…
Amasra sokaklarında dolaşırken Sormagir Mahallesi ile Boztepe – Zindan Mahallesini birbirine bağlayan Kemere Köprüsü’ne rastlıyoruz. Roma döneminde yapılan ve günümüzde toprak kayması nedeniyle restore edilen köprünün altı eskiden çakıl taşları ile kaplıymış. Köprüye ulaşmak için küçük bir geçitten geçmeniz gerekiyor, yaz sıcağında bizim gibi sıcaklamış bünyeler içinse köprünün üzerindeki çeşme bulunmaz bir nimet, burada biraz serinleyip yolumuza devam ediyoruz.
Amasra eski bir yerleşim yeri olduğu için bir çok tarihi esere de ev sahipliği yapıyor. Şehir merkezinde arkeolojik ve etnografik eserlerin sergilendiği bir müzede mevcut…
AMASRA’NIN TARİHİ
Amasra ya da tarihte bilinen ilk adıyla Sesamos şehri, M.Ö XII. yüzyıla kadar uzanan bir tarihe sahiptir. Bu dönemde bölgede görülen Gasgas ve Hitit egemenliğinden sonra şehir, Fenikelilerce ticari amaçlara yönelik bir koloni olarak kullanılmıştır. Kısa süren Fenike hakimiyeti sonrasında İon kolonizasyon hareketleri ile şehir Miletli ve Megaralı denizcilerce ele geçirilmiş ve kısa zamanda tüm Batı Karadeniz sahilinin önemli bir ticari çekim merkezi haline gelmiştir. Özellikle bölgenin zengin orman ürünleri (başta şimşir, meşe palamudu, kestane olmak üzere) ticaretin gelişmesinde en önemli etkendir. Bir dönem Lidya egemenliğine giren şehir, M.Ö IV. Yüzyılda Pers yönetimine geçmiştir. Makedonyalı Büyük İskender’in Anadolu’yu Pers istilasından kurtarmasından sonra Sesamos’un yönetimi Persli bir prenses olan Amastris’e geçmiştir ve Amasra ismi de buradan gelmektedir. Bu dönemde canlı bir ticari hayat ile şehir tarihinin en parlak dönemini yaşamıştır.
Amastris’ ten sonra iki yüzyıl kadar Pontus Krallığı’na bağlı kalan şehir M.Ö 70 de Romalıların hakimiyetine girdi. Paflagonya eyaletinin merkezi olan şehir, Roma İmparatorluğunun 395′te ikiye ayrılması ile Doğu Roma sınırları içerisinde kalmıştır. Doğu Roma yönetiminde “Amastedos” adı ile anılan şehir, ticari fonksiyonlarını giderek kaybetmiş, özellikle dinsel bir merkez haline gelmiştir. XIII. Yüzyılda Cenevizli tüccarlar şehri ele geçirmişlerdir, Ekim 1460′ta Fatih Sultan Mehmet’in fethine kadar Ceneviz yönetiminde kalan şehirde canlı bir ticari hayatın yansıması olarak pek çok sanat eseri günümüze ulaşmıştır.
Rivayete göre, 13. yüzyılda Cenevizliler tarafından ele geçirilen Amasra’ya Fatih Sultan Mehmet 1460 yılı Ekim ayında bir sefer düzenler. Şehre hakim bir tepeye geldiğinde Fatih, hayranlığını belli eden o meşhur sözü eder; “Lala, Lala; çeşm-i cihan bu m’ola!” ve kaleye haber gönderir: “Bu kadar güzel bir yere zarar vererek almak istemem kalenin anahtarını bana getiriniz.” Bunun üzerine kale komutanı anahtarı Fatih’in bulunduğu tepeye getirir ve şehir savaşmadan zapdedilmiş olur. Fetih sonrası şehirdeki iki kilise camiye çevrilir, bir kadı atanır ve Fatih’in emriyle Eflani Kalesi halkı Amasra’ya yerleştirilir. Osmanlı yönetimindeki şehir, Bolu Sancak Beyliği’ne bağlı bir merkez olarak varlığını sürdürmüş, bu dönemde şehri ziyaret eden Batılı gezginler büyük bir hayranlıkla bahsetmişlerdir.
Kaynak: http://amasragezi.wordpress.com
Çekiciler Çarşısı
Amasra hatırası bir şeyler almak istiyorsanız Çekiciler Çarşısı’na mutlaka uğramalısınız. Antika işlemeler, tel kırma çeşitleri, kanaviçe örtüler, el oyması ağaç işleri, ahşap süs eşyaları, gemi maketleri gibi hediyelik eşya çeşitlerini burada bulmanız mümkün. “Eee buraya kadar gelinir, eşe dosta hediyelik bir şeyler almadan dönülürse olmaz.” dedik ve kendimizi çarşıda bulduk.
Çekiciler Çarşı’sında bir kitapçının önünden geçerken adının Duman olduğunu öğrendiğimiz bu kediye rastlıyoruz. Kedi çarşıdaki herkesin ilgi odağı, sebebi malum… Kedi Bakımı kitabına aynada kendini seyreder gibi bakıyor Duman Kedi, haliyle biz de dahil herkes fotoğraflamak istiyor bu kareyi… Bir kaç kare fotoğraftan sonra kitapçının uyarısını dikkate alıyor, gezimize sağ salim, tırmalanmadan devam edebilmek adına usulca oradan ayrılıyoruz…
Çekiciler Çarşı’sında en çok ilgimi çeken kendisi gibi ismi de çok yaratıcı olan bu “Taşkatürler” oldu. Daha önce tek bir taşın üzerini boyayarak çeşitli hayvan ve insan figürlerinin resmedildiğini görmüştüm, fakat bu üç boyutlu biblolar taş boyama sanatınının son noktası… Çok eğlenceli görünüyorlar değil mi? “Ben kendim yaparım bunlardan.” diyerek sadece fotoğrafladığım ve gezimizin üzerinden tam bir yıl geçmesine rağmen hala yapmaya bile çalışmadığım bu Taşkatürlerden satın almadığıma pişmanım sanırım.
Amasra Salatası’nı duymayan var mı?
Amasra turunu tamamladıktan sonra karnımızdan gelen seslere kulak verip meşhur Amasra Salatası’nın tadına bakabileceğimiz bir balık restorantı aramaya koyulduk. Bir kaç restorantı inceledikten sonra Amasra’nın en meşhur balık restorantlarından biri olan Küçük Liman Caddesi’ndeki Mustafa Amca’nın Yeri’nde karar kıldık. Restorantın tam ismi Mustafa Amca’nın Yeri Canlı Balık Restorant, isminden de anlaşılacağı gibi balık konusunda iddialılar. Biraz dinlenip, serinledikten sonra balıklarımızı ve tabi ki meşhur Amasra Salatası’nı sipariş ettik, masaya ilk önce büyük bir özenle hazırlanmış Amasra Salatası geldi, lezzetinden önce görüntüsü büyüledi bizi. Büyük bir özenle hazırlanmış salatayı kaşıklamaya kıyamasak da balıklarımız geldiğinde salata çoktan bitmek üzereydi…
AMASRA SALATASI
Kullanılan Malzemeler:
Salatalık, domates, havuç, kuru ve yeşil soğan, marul, kırmızı lahana, yeşil biber, piyaz, maydanoz, çükündür, roka, turp, semizotu, dereotu, nane, karışık turşu, limon, sirke, tuz ve zeytinyağı.
Hazırlanışı:
Tarifini veremiyoruz; çünkü bunu sadece 5 kişi biliyor. Bartın ve Amasra da, kokusunu hissettiğiniz her balık sofrasında, adetten ya da damak tadından olsa gerek o meşhur Amasra Salatası olmadan yemeğe başlanmaz. Kimine göre Osmanlıdan, kimine göre de adını aldığı Kraliçe Amastris den devralınmış bu gelenek. Yörede, en az 20 çeşit malzeme ile yapılan Amasra Salatasına meşhur dedirten ise; önce lezzeti, sonra lezzeti veren malzemelerin hazırlanış ölçüsü ve biçimi ile göze hitap etmesine gösterilen özende saklı…Yani, herkes salata yapar ama Amasra Salatasını asla…Kaynak: www.amasrarehberi.com
Karadeniz’e karşı güzel bir balık ziyafetiyle 4-5 saatlik Amasra turumuzu sonlandırıp Kastamonu’na doğru yola koyulduk. Gezimizin ilk gününde kamp yapmayı hedeflediğimiz için hava kararmadan kamp için uygun bir yer bulmalıydık…














Evet okudum. Twitleri anında, twit linklerini ise biraz gecikmeli okuyoruz.
) Selamlar