Bilişsel Davranışçı Terapi Teknikleri ve Uygulama Alanları

Bilişsel davranışçı terapiler bilimsel literatürde ilk kez 1970’lerin ortalarında kullanılmıştır. Bilişsel-davranışçı terapiler, bireylerin günlük yaşamlarında üstesinden gelemedikleri güçlükler ve yaşam problemleri ile karşılaştıklarında onlara yardım etmek için öğrenme kuramlarını uygulayan, problem odaklı, ‘burada ve şimdi’ ile ilgilenen, davranışçı psikolojik danışma kuramından temel alınarak geliştirilmiş bir tedavi şeklidir (Demiralp ve Oflaz, 2007 ).

Tangör’ün (1997) belirttiği üzere Bilişsel terapilerin temel özellikleri şunlardır: bilişsel terapiler emosyonel bozuklukların bilişsel modeli üzerine kurulmuşlardır, sorun odaklı, zamanla sınırlı, kısa terapilerdir, etkili tedavi için iyi bir terapötik ilişki gerekir, terapistle hastanın ortak çabalarını ve iş birliğini gerektirir, daha çok Sokrat yöntemini kullanır, direktif ve yapılandırılmış terapilerdir, soruna yönelik yaklaşımlardır, eğitim modeli üzerine kurulmuşlardır, teori ve teknikleri tümevarım metoduna dayalıdır, ev ödevleri bilişsel terapilerin en değişmez, vazgeçilmez öğelerindendir.

Bilişsel terapide terapist terapiyi hastanın katılımını ve iş birliğini sağlayacak biçimde yapılandırır. Temel müdahale terapi sırasında ve terapi seansları arasında hastanın düşünüşü ve duygularını keşfetmeye, araştırmaya yöneliktir. Bilişsel terapi, hastaların, düşünceler, duygular, istekler ve tutumlar gibi içsel deneyimlerine vurgu yapar (Arkar, 1992).

Bilişsel davranışçı terapi yaklaşımlarını dört ana başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar Beck’in Bilişsel Yeniden Yapılandırma Tekniği, Ellis’in Mantıksal Duygusal Terapisi, Meichenbaum’un Bilişsel Davranışsal Değişim Terapisi ve Lazarus’un Çok Boyutlu Davranışsal Terapisi’dir.

Bu çalışmada Beck’in Bilişsel Yeniden Yapılandırma Tekniği ve bilişsel davranışçı terapilerin temel yardımcı tekniklerinden Ev Ödevleri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Bu iki tekniğinin depresyon, kaygı bozuklukları, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, yeme bozuklukları, çekingen kişilik bozukları, şizofreni, cinsel işlev bozuklukları ve fobik bozuklukların tedavisinde nasıl kullanıldığı açıklanmaya çalışılmıştır.

BECK’İN BİLİŞSEL YENİDEN YAPILANDIRMA TEKNİĞİ

Dayandığı kuramsal gerçek bireyin duygulanım ve davranışının o kişinin dünyayı nasıl ve ne yollarla yapılandırdığı ile belirlendiğidir (Arkar, 1992). Bilişsel-davranışsal terapi: bilişsel yapılanma, psikolojik eğitim, gevşeme, nefes kontrolünü sağlama, yüzleşme, pratik ayrıştırma, yol gösterici benlik eğitimini içermektedir (Saatçioğlu, 2001).

Terapötik yöntemler bilişlerin altında yatan bozuk düşünceleri, disfonksiyonel inançları belirlemek, gerçeklik açısından test etmek ve düzeltmek için tasarlanır. Bilişsel terapist hastaya psikolojik sorunları ile ilgili daha gerçekçi ve daha uyum sağlayıcı düşünme ve hareket etmesine yardım eder ve böylelikle semptomlar azalır (Arkar, 1992).

Bilşsel terapide birçok bilişsel ve davranışsal stratejiden yararlanılmaktadır. Bilişsel yöntemler hastanın özgül hatalı kavramlaştırmalarını ve uyuma yönelik olmayan varsayımlarını tanımlayarak göstermeyi ve test etmeyi amaçlar. Bu yaklaşım hastayı eğitmek için tasarlanmış oldukça özgül öğrenme deneyimlerinden oluşmaktadır. Eğitim şu işlemleri içermektedir (Arkar, 1992):

  1. Kişinin olumsuz otomatik düşüncelerini belirlemek,
  2. Biliş, duygulanım ve davranış arasındaki bağlantıların tanınabilir hale gelmesi,
  3. Kişinin bozuk otomatik düşüncelerinin yanındaki ve karşısındaki bulguları sınaması,
  4. Yanlı bilişlerin daha gerçeğe dönük yorumlarla yer değiştirmesi,
  5. Kişinin yaşadığı deneyimleri bozmasına yatkın olan disfonksiyonel inançları tanıması ve öğrenmesidir.

Beck’in Depresyon Modeli:
Beck, depresyonun psikolojik yapısını açıklamak için üç özgül kavram ileri sürmektedir, bunlar: bilişsel üçlü, bilişsel şema ve bilişsel hatalardır.

Bilişsel üçlü, hastanın kendisi, geleceği ve idiosenkratik anlamda deneyimlerini yansıtan 3 temel bilişsel örüntüden oluşur. Üçlünün ilk parçası hastanın kendi hakkındaki olumsuz bakış açısıdır. Hoşa gitmeyen bütün deneyimlerini kendisinde var olan psikolojik, ahlaki veya fiziksel kusura atfetme eğilimindedir. Hasta bu yüzden kendini fazlaca eleştirme eğilimindedir. Bilişsel üçlünün ikinci parçası, depresif kişinin yaşamakta olduğu deneyimleri olumsuz bir şekilde yorumlama eğiliminden oluşur. Kişi dünyayı kendi üstüne aşırı derecede üstesinden gelemeyeceği engeller olan bir yer olarak görür. Bilişsel üçlünün üçüncü parçası gelecekle ilgili olumsuz bakıştan oluşur. Depresif kişi şuanda yaşadığı durumların veya sıkıntıların sonsuza dek devam edeceğini düşünür. Beck depresif sendromun diğer belirti ve bulgularını olumsuz bilişsel örüntünün sonuçları olarak kabul eder (Arkar, 1992).

Bilişsel şema kavramı depresif kişinin yaşamında birçok nesnel olumlu etkinin varlığına karşın neden kendine karşı olumsuz tutumları sürdürdüğünü açıklamada kullanılmaktadır. Bir kişi belirli bir durumla karşılaştığı zaman ilgili şema aktive olur (Arkar, 1992).

Şemaların açığa çıkması ve bu şemaları oluşturan temel varsayımlardaki yanlış görüş ve yorumların daha gerçekçi ve uyumlu olanlarla yer değiştirmesi tekniği, Kognitif yeniden yapılandırma olarak isimlendirilmektedir. Bu tekniğin amacı, konuya sadece danışan için objektif bir bakış açısı getirmek değil aynı zamanda ona bu işlemi nasıl bir süreçle kendi kendine yapabileceğini öğretmektir (Gençöz, 2001)

Bilişsel hatalar, kişinin düşünmesindeki sistematik hatalardır. Farklı alternatif bulgulara karşın hastanın olumsuz kavramlarının geçerli olan inancını sürdürmesine yol açmaktadır. Belli başlı bilişsel hatalar ise şunlardır:

1.Mantığa dayanmayan çıkarsama: Destekleyen bir bulgu olmadığı halde belli bir düşünceye ve sonuca varmaktır.
2.Seçici soyutlama: Belli bir ortamın ya da bağlamın sadece olumsuz yönlerine odaklanmaktır.
3.Aşırı genelleştirme: Rastlantısal olayları temel alarak bundan bir sonuç çıkarma ve bunu ilgisiz ortamlara uygulamaktır.
4.Büyültme ve küçültme: Bir olayı değerlendirmede büyüklük ve anlamını olduğundan çok büyük ya da çok küçük algılamaktır.
5.Kişiselleştirme: kişinin hiçbir temel olmaksızın olayları kendine bağlama ve olayın olumsuz sonuçlarından kendini sorumlu görme eğilimidir.
6.Hep ya da hiç biçiminde düşünme: Yaşanan bütün deneyimleri iki zıt kategoriden birine yerleştirme aradaki noktaları yok sayma eğilimidir (Gökçakan ve Gökçakan 2005, Sungur 1995 ).

EV ÖDEVLERİ

Terapi oturumları sırasında elde edilen bilgilerin beceriye dönüşmesi ve yaşama geçirilmesi amacıyla hastaların oturumlar arasında yürüttüğü aktivitelere ev ödevleri adı verilir. Terapistle hastanın birlikte belirledikleri ev ödevleri etkili tedavinin hiç değişmeyen terapötik elemanlarından biridir. Terapist tedavi rasyonalini aktarmakta ve hasta ile birlikte tedavi hedeflerini saptamakta ve bu hedeflere yönelik ev ödevlerini belirlemektedir. Tedavi oturumlarında ise hasta verilen ev ödevlerini kendi kendine veya güvendiği biriyle yürütmekte ve uygulamalar sırasında karşılaştığı güçlükleri tedavi oturumları sırasında terapiste aktarmaktadır (Tangör, 1997).

Hastanın haftada bir terapi oturumlarına gelerek sorunlarının üstesinden gelmesini beklemek gerçekçi değildir. Hasta kendisi için ne kadar çok çaba harcarsa tedavi o kadar hızlı gider. Ev ödevleri bilginin beceriye dönüştürülmesi için gerekli aktiviteleri içerir. Bu ödevler bilişsel düzeyde (otomatik düşüncelerin incelenmesi gibi) verilebileceği gibi davranışsal biçimde de (üzerine gitme gibi) verilebilir (Tangör, 1997). Davranışsal ev ödevlerine, hastanın etkinliklerini saatlik olarak kaydettiği haftalık aktivite çizelgesi, hastanın listelenmiş etkinlikleri 0-5 arasında derecelendirdiği yapabilme ve zevk alma çizelgesi ve artan miktarda görevlendirme örnek olarak verilebilir (Arkar, 1992).

Ev ödevleri verilerek terapi seansında yapılan etkinliklerin desteklenmesi, terapinin terapi odasına sınırlanmaması açısından önemli bir avantajdır (Arkar, 1992).

BİLİŞSEL YENİDEN YAPILANDIRMA TEKNİĞİNİN UYGULAMA ALANLARI

1. KAYGI BOZUKLUKLARI

Kognitif yeniden yapılandırma tekniği, anksiyete bozukluklarında endişenin daha gerçekçi değerlendirilmesini sağlamakta ve bunu kontrol etmenin yollarını göstermektedir. Anksiyete yaşayan kişi çevreyi tehdit edici olarak algılar, çevresel uyaranları tehlike yönünde abartır ve genelleştirir, kendisini bunlarla baş edecek güçte bulmaz ve anksiyeteyle baş etmede olası yardımcı güçleri küçümser. Bu nedenle anksiyetesi olan kişilerdeki en temel bilişsel şemalar tehlike, tehdit ve incinebilirliktir. Bu vakalarda anksiyeteyle ilgili bilişsel şemaları oluşturan süreçler şunlardır: dikkatin bağlanması, katastrofize etme, seçici soyutlama, ikili düşünme, keyfi sonuç çıkarsama ve aşırı kişiselleştirmedir. (Saatçioğlu, 2001).

Kaygı bozukluklarında uygulanan bilişsel davranışçı terapiler ortalama 5-20 seans şeklinde kısa sürelidir. Yaygın anksiyete bozukluğunun tedavisinde, bilişsel yeniden yapılandırma tekniğinin yanı sıra relaksasyon eğitimi, maruz bırakma, farmokaterapi gibi yöntemler kullanılmalıdır. Yapılan çalışmalarda tek başına uygulanan relaksasyon tedavisinin plasebodan üstün olmadığı, bilişsel davranışçı terapilerin ise ilaçlar kadar etkili olduğu sonucuna varılmıştır (Saatçioğlu, 2001). Maruz Bırakma ve Bilişsel Yeniden Yapılandırma tekniklerinin tedavideki etkisini araştıran çalışmalara göre Kognitif Yeniden Yapılandırma tekniği bilişsel faktörler üzerinde maruz bırakma tekniğine göre daha fazla etkilidir. Bununla birlikte bu iki teknik beraber kullanıldığında öğrenilen becerilerin diğer sosyal durumlara genellenmesinin arttığı gözlemlenmiştir (Gençöz, 2001).

2. PANİK BOZUKLUK

Bilişsel davranışçı terapide ana amaç hastanın düşünce ve inançlarının panik atağına yol açabileceği konusunda farkındalığının sağlanması, endişenin normâlize edilmesi ve devam ettirici faktörlerin bırakılmasına teşvik edilmesidir. Hastanın yaşadıklarıyla ilgili bilgilendirilmesi, dikkat egzersizleri, otomatik düşüncelerin sorgulanması bilişsel yeniden yapılandırma ile sağlanmaktadır. Rahatlama, bedene odaklanma, nefes egzersizleri gibi davranışçı deneylerle de hastaya panik sırasında yaşadığı duyumlar yaşatılarak sâhip olduğu felâket düşüncelerinin sorgulanması sağlanır. Panik Bozukluğu’nun tedavisinde oldukça etkili olduğu ispatlanan bilişsel davranışçı terapi hâlen en yaygın olarak kullanılan yöntemdir (Doksat, Tuna; 2003)

Barlow, Craske, Cerny ve Klosko(1989; akt, Oltmanns, Neale, Davison; 2003)’nun yürüttükleri bir çalışmada panik bozukluk hastalarına üç ayrı müdahale türü karşılaştırılmıştır. Hastalar seçkisiz olarak tedavi gruplarından birine ya da bekleme listesi kontrol grubuna atanmışlardır. Hastalar 15 hafta boyunca aşağıdaki tedavi koşullarından birinde tedavi görmüşlerdir: 1.Uygulamalı kas gevşeme 2. Maruz bırakma ve Bilişsel yeniden yapılandırma 3.maruz bırakma bilişsel yeniden yapılandırmanın yanı sıra gevşeme. Her üç tedavi şeklinin de doktorlar ve hastalar tarafından yapılan uyum ölçümleri sonucunda etkili oldukları bulunmuştur. Panik ataklar her üç grupta da anlamlı düzeyde azalma göstermiş ve maruz bırakma ve bilişsel yeniden yapılandırma tedavisi gören gruplarda neredeyse tümüyle bertaraf edilmiştir.

3. YEME BOZUKLUKLARI

a) Bulimia Nervoza

Obsesif kompulsif bozukluktaki davranış (el yıkama ve ya kontrol ritüelleri) gibi bulimia nervozada da kusma davranışının anksiyeteyi azaltıcı işlevi vardır. Bu vakalarda, normal düzeyde birçok gıda şişmanlatıcı, iğrenç ve tehlikeli algılanır. Kusma davranışı kişiyi ürkütücü sonuçlardan koruyan büyüsel bir ritüeldir ve sonrasında çıkarmayı planladıkları tıkınırcasına yeme nöbetleri gelişmektedir. Hastaların tıkınırcasına yemeleri sağlanıp kusmaları bloke edilirse, Obsesif kompulsif bozukluğun davranışçı terapisinde olduğu gibi kusmadan da anksiyetelerini azaltabileceklerini keşfedeceklerdir. Tehlikeli gıdaları yeme, alıştırma, terapistin varlığında kusmanın engellenmesi, tepki önleme sayesinde kişi anksiyetesiyle başa çıkmayı öğrenecektir, yeme ve gıdalara ilişkin yanlış bilgileri de değişecektir (Maner, Aydın; 2007).

Fairburn’un modeline göre tedavi Beck’in depresyondaki bilişsel tedavisine dayanır; sorun odaklıdır, geçmiş yerine güncel ve gelecekle uğraşılır, etiyolojiye değil devam ettirici faktörlere odaklanılır ve tedavi aktif bir süreçtir. Teknik olarak, aşama aşama ilerleyen ev ödevleri, bilişsel yeniden yapılandırma ve yedi basamaklı sorun çözme kullanılımaktadır (Maner, Aydın; 2007).

Cooper’ın tedavi modeline göreyse tedavi Beck’in depresyon ve anksiyete için geliştirdiği ilkelere dayanır. Ayrıca varsayımlar ve temel inanışlar üzerinden de çalışılır. Bu da sorun odaklıdır, geçmiş yerine güncel ve gelecekle uğraşılır, birincil olarak devam ettirici faktörler üzerine odaklanılır, aynı zamanda sorunun gelişmesini, nasıl ortaya çıktığını anlamak da önemlidir. Sokratik sorgulama, yönlendirilmiş keşif, davranış deneyleri, sözlü ve yazılı stratejiler kullanarak düşüncelere meydan okuma, düzenli ev ödevleri ve görüşmelerin teybe kaydı şeklinde yöntemler uygulanır. Hasta görüşmelere ajanda ile gelir ve tedavi ilerledikçe konu başlığı getirme sorumluluğu alır (Maner, Aydın; 2007).

Sonuç olarak son zamanlara kadar bulimia nervozanın psikososyal tedavisinde Bilişsel Davranışçı Terapi’nin, kişiler arası ilişkiler terapisinin de klinisyenler için yeni ve farklı yaklaşım olarak öne çıktığı ve tedavide etkili olduğu anlaşılmıştır (Maner, Aydın; 2007).

b) Anoreksiya Nervoza

Anoreksiya nervozanın tedavisinin en önemli aşaması hastanede hemşire tarafından yapılan bakımdır. Tedavinin bilişsel aşamasında ise kilosunun sağlıklı bir düzeye gelmesinin gerektiği hastaya inandırılmaya çalışılır. Tedavi sırasındaki eğitim, kilo almayı sağlama ve yeme alışkanlıklarının normale dönmesi bilişsel davranışçı terapinin kullanıldığı en önemli aşamalardır. Tedavinin ilerleyen aşamalarında belli bir kilo artışı sağlandıktan sonra kognitif yeniden yapılandırma aşamasına geçilir. Bilişsel yeniden yapılandırmanın ilkeleri kullanılarak, düşünceler, tutumlar ve mantık hataları tanımlanabilir. Hastalar kendilerine daha az değer verme, önemseme eğilimindedirler. Değerlerini ölçecekleri tek yol da biçim ve ağırlıklarıdır. Kendini bu şekilde değerlendirme eğiliminde olan hastalar için Kognitif teknikler kullanılabilir (Maner, Aydın; 2007).

4. CİNSEL İŞLEV BOZUKLARI

Cinsel işlev bozuklukları organik bir nedene, cerrahi bir girişime, kullanılan bir ilaca ve eşlik eden ruhsal bir hastalığa bağlı olarak gelişmişse, tedavi öncelikle altta yatan etkene yönelik olarak yapılır. Genellikle bu bozukluklarda tek bir neden olmadığı için bütüncül bir yaklaşımla tedavi edilmelidir. Nedeni psikolojik olan cinsel işlev bozuklarının tedavisinde bilişsel davranışçı ilkeleri de içeren seks terapisi yöntemi kullanılır. Tedavi oturumlarında birey ve çiftlere sorunlarının çözümünde kullanabilecekleri teknikler anlatılır ve bir sonraki terapi oturumuna kadar yürütecekleri aktiviteler ev ödevleri biçimde verilir. Tedavideki hedefler doğrultusunda kolaydan zora doğru aşamalı olarak düzenlenen ev ödevleri sırasında bir sonraki aşamaya geçebilmek için bir önceki aşama tamamlanmalıdır (Sungur, 1999).

Bilişsel-davranışçı cinsel terapi yaklaşımının amaçları; cinsel bilgi eksikliğinin giderilmesi, eşler arasındaki iletişimin zenginleştirilmesi, ev ödevlerinin yapılmasını engelleyen olumsuz otomatik düşüncelerin fark edilmesi ve bunların yerine olumlu ve doğru düşüncelerin geliştirilmesi, sorunun ortaya çıkmasında rol oynayan hatalı davranışların fark edilmesi ve bunların yerine doğru davranışların geliştirilmesidir. Bilişsel-davranışçı terapi yaklaşımı cinsel işlev bozukluklarının tedavisinde oldukça etkilidir. Özellikle kadınlarda vajinismus, disparoni, orgazmik bozukluk, erkeklerde erken boşalma, geç boşalma ve erektil bozuklukların tedavisinde başarı oranları çok yüksektir (Oktay, 2008).

5. OBSESİF KOMPULSİF BOZUKLUK

Gökçakan (2005)’in aktardığı bir vaka üzerinden obsesif kompülsif bozukluğun bilişsel davranışçı terapisi açıklanmaya çalışılmıştır. Vaka, 55 yaşında bir bayandır. Kirlilik düşüncesi aşama aşama ilerlemiş toplu taşıma araçlarına binememe gibi davranışlar göstermeye başlamış ve son olarak da kimsenin evine gidememe ve kimsenin gelmesini istememe gibi davranışlara dönüşmüştür. Vakaya haftada bir olmak üzere beş aylık bir terapi uygulanmıştır. Gevşeme egzersizi ve bilişsel yeniden yapılandırma tekniği kullanılmıştır.

Bu vakalarla çalışmadaki temel amaç, hastalıkla ilgili bilişlerin değerlendirilmesi, hastalık ve tedavi ile ilgili bilgilendirilmesidir. Temel ilke ise kaçınma davranışlarının ele alınmasıdır. Tedavi sürecinde toplu taşıma araçlarına binme, arkadaşları ziyaret gibi aşama aşama ilerleyen ev ödevlerinin yanı sıra kitap, gazete okuması da istenmiştir. Buradaki temel amaç kirlilikle ilgili obsesif düşüncelerin yerini daha faydalı düşüncelerin doldurmasıyla bedense, zihinsel ve sosyal olarak tam iyileşme halinin sağlanmasıdır.

6. ŞİZOFRENİ

Şizofreninin tedavisinde bilişsel davranışçı tedaviler yeterince kullanılmamaktadır. Bu durumun nedenleri arasında bilişsel davranışçı terapilerin şizofreni gibi ağır hastalıklarda kullanılamayacağına dair yanlış inançlar, hastalığın yalnızca biyolojik kökenli olarak düşünülmesi ve farmakoterapinin yeterli olduğunun düşünülmesi yer almaktadır. Şizofrenide bilişsel terapiler tedavinin belli aşamalarında önemli faydalar sağlamaktadır, bunlar: ilaçlara dirençli pozitif semptomların tedavisi, depresyon ve anksiyete gibi emosyonel bozukların tedavisi, stresle başa çıkmanın öğrenilmesiyle nüks riskinin azaltılması, sosyal yeti yıkımının azaltılması, iyi bir terapötik ilişkinin kurulması ve hastanın tedaviye katılmasıdır (Sungur, Yalnız; 1999)

7. ÇEKİNGEN KİŞİLİK BOZUKLUĞU

Bilişsel davranışçı Tedavi uygulanan hastalarda anlamlı düzelme elde edilmiştir. Bu bilgileri oldukça sınırlı olmasına karşın Çekingen Kişilik Bozukluğu için uygulanan bilişsel-davranışsal tedaviler, bilişsel yeniden yapılandırma ile yüzleştirme tedavileri birlikte yapıldığında tek başına yüzleştirmeden daha iyi sonuçlar elde edildiğini göstermektedir (Sevinçok, Dereboy, Dereboy; 1998).

8. FOBİK BOZUKLUK

Korkunun ortaya çıkışına neden olan temel etken, korkuyu oluşturan durum/yer/nesne ile ilgili olumsuz düşünce ve inançlardır. Aynı modele göre fobik olguların çoğunda, fobik durumdan önce, bu durumla ilgili olumsuz düşüncelerin varlığı söz konusudur. Bilişsel tedavilerde amaç korkuların temelinde yer alan bu tür abartılı beklenti ve olumsuz düşüncelerin hastayla birlikte ele alınarak düzeltilmesidir. Örneğin sosyal fobik olgunun reddedilme gibi bilişsel düzeydeki endişelerinin öncelikle ele alınması ve düzeltilmesi, davranışçı uygulamaların sonuçlarını daha da iyileştirecektir. Bu nedenle günümüzde bilişsel ve davranışçı terapiler birlikte uygulanmakta ve böylelikle uyumsuz düşünce ve davranışlar birlikte ele alınmaktadır (Sungur, 1997).

SONUÇ VE TARTIŞMA

Bilişsel davranışçı terapinin, depresyon, kaygı bozuklukları, panik bozukluk, obsesif kompulsif bozukluk, yeme bozuklukları, çekingen kişilik bozukları, cinsel işlev bozukları, şizofreni ve fobik bozukluk gibi birçok hastalığın tedavisinde kullanılıp olumlu sonuç alındığı bir çok çalışma doğrultusunda görülmüştür.

Bu aktarılan bilgiler ışığında diğer psikoterapilerle bilişsel davranışçı psikoterapilerin farklarına değinmekte yarar vardır. Psikoanalitik terapi veya kişiyi merkez alan terapi gibi daha geleneksel psikoterapilerin tersine bilişsel terapi uygulayan terapist sürekli olarak etkin ve hastayla etkileşim içindedir. Psikanalitik terapinin tersine bilişsel terapinin içeriği burada ve şimdi sorunlarına odaklanmıştır. Bilinçaltı etkenlerin yorumlamaları yapılmaz. Bilişsel terapi, hastaların, düşünceler, duygular, istekler ve tutumlar gibi içsel deneyimlerine daha fazla vurgu yapması açısından davranış terapisinden farklılaşmaktadır. Kısa sürede sonuç vermesi ve sorun odaklı olmasından dolayı çok tercih edildiği ve diğer terapilerden bu anlamda öne çıktığı düşünülebilir.

KAYNAKÇA

1. Arkar, H. (1992). Beck’in Depresyon Modeli ve Bilişsel Terapisi
2. Demiralp, M. ve Oflaz, F.(2007). Bilişsel-davranışçı terapi teknikleri ve psikiyatri hemşireliği uygulaması. Anatolian Journal of Psychiatry. 8:132-139
3. Doksat, M.K., Tuna,Ş.(2003). Cognitive Behavioral Treatment of Panic Disorder. Yeni Symposium 41 (2): 98-106
4. Gençöz, T.(2001).Kaygı Bozukluklarının Tedavisinde Kognitif-Yeniden Yapılandırma Tekniğinin Uygulanışı. Kriz Dergisi 9 (2): 23-28
5. Gökçakan, N. (2005). Bir Obsesif-Kompulsif Bozukluk Vakasında Bilişsel-Davranışçı Terapi Uygulaması. Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, 81-90
6. Gökçakan, Z. ve Gökçakan, N. (2005). Depresyonda Bilişsel Terapi. Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi. Cilt 1. Sayı 1. 91-101
7. Maner, F. ve Aydın, A. (2007). Yeme Bozukluklarında Bilişsel Davranışçı Tedavi. RCHP 1:3
8. Oktay, M. (2008). Cinsel Terapiler. İstanbul Üniverstesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri Sempozyum Dizisi. No:62. 323-328
9. Oltmanns, T. F. , Neale, J. M. , Davison, G. C. , (2003). Anormal Davranışlar Psikolojisinde Vak’a Çalışmaları. Türk Psikologlar Derneği Yayınları. Ankara
10. Saatçioğlu, Ö. (2001). Yaygın Anksiyete Bozukluğunun Tedavisi ve Yeni Yaklaşımlar Klinik Psikofarmokoloji Bülteni. 11:60-77
11. Sevinçok, L., Dereboy, F., Dereboy, Ç.(1998). Çekingen Kişilik Bozukluğunun Klinik Özellikleri ve Tedavisi. Klinik Psikiyatri. 1:22-26
12. Sungur, M. Z. ve Yalnız, Ö. (1999). Şizofreni Tedavisinde Bilişsel-Davranışçı Yaklaşımlar. Klinik Psikiyatri. 2:160-166
13. Sungur, M. Z. (1999). Erkek Cinsel İşlev Bozuklukları. Psikiyatri Dünyası. 2:60-64
14. Sungur, M. Z. (1997). Fobik Bozukluklar. Psikiyatri Dünyası. 1:5-11
15. Sungur, M. Z. (1995). Çocuk ve Ergenlerde Bilişsel Terapiler. Çocuk ve Gençlik Ruh Sağlığı Dergisi. 2(2)
16. Tangör, A.(1997).Psikoterapiler El Kitabı. Ege Psikiyatri Sürekli Yayınları. İzmir

Hatice ÜSTÜNDAĞ

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>